3 ekmek 1′i askıya
Sarıyer’deki
5 fırında insanlık dersi veriliyor. Gönüllü müşteri 3 ekmek parası
ödeyip 2’sini alıyor. 1′i beyaz tahtaya not ediliyor. Onu da ihtiyacı
olan gelip alıyor
(21 Haziran 2006 Çarşamba)
İtalya’da
başlayan ve birçok Avrupa ülkesinde uygulanan toplumsal dayanışma
örneği bir uygulama ülkemizde “Askıda Ekmek” kampanyasına dönüştü.
Farklı gönüllü gruplar tarafından 4 yıl önce Manisa’da başlatılan
kampanya Isparta, İzmit, Karaman ve Ankara’dan sonra İstanbul’a ulaştı.
Sarıyer’deki 5 fırın kampanyayı 2 aydır uyguluyor.
Öğrenciler başlattı
Projenin
mimarları, Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın Koç Üniversitesi’ndeki üyeleri.
Üniversiteli abla ve ağabeyleri, Vebhi Koç Vakfı Lisesi’ndeki 40
öğrenciye sosyal sorumluluğun önemini öğretti. 5 fırının desteğini alan
öğrenciler çarşıda-pazarda dağıttıkları el ilanları ile dar gelirlilere
“Eğer ihtiyacınız varsa askıdaki ekmeği çekinmeden alabilirsiniz” diye
çağrıda bulundu. Sarıyer’deki 5 fırında, fırın başına günde ortalama
100 ekmek askıya çıkıyor. Kampanyanın başladığı 20 Nisan’dan bu yana
askıdan dağıtılan ekmek sayısı 30 bini buldu. Sadece Şuşoğlu
Pastanesi’nde “Askıda Ekmek” kampanyası ile günde ortalama 50 ekmeğin
parasını müşteriler ödüyor. Beyaz tahtaya kaç ekmeğin parası ödendiyse
yazılıyor. Her gün ihtiyaç sahibi 15 aile gelip ekmeğini askıdan
alıyor. Kimse kimseyi tanımıyor. Ekmeği bağışlayan toplumsal
sorumluluğunu yerine getiriyor, alansa gururu incinmeden ihtiyacını
gideriyor.
Tokuz ama açın halinden anlıyoruz
Kimi 3 ekmek
istiyor kimi 5. Suşoğlu Pastanesi sahibi Oğuzhan Kaşıkçı, “Kaç tane
istiyorsa veriyoruz, ‘Kimsin, necisin’ diye sormuyoruz” diyor. Sadece
bu pastanede günde ortalama 50 ekmeğin parasını müşteriler ödüyor.
İhtiyaç sahipleri “Askıdan ekmek” deyip alıyor. Ev hanımı Hediye
Özakalın, “Onlara yardım eli uzatınca mutlu oluyoruz” diyor.
İtalya’da başladı!
Un caffe un sospeso!
Vatan gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat, 27 Kasım 2000 tarihli “Askıda insanlık” başlıklı yazısında şu satırlara yer verdi:
“Napoli’nin
bir kenar mahallesinde, bir mahalle kahvesiydi. Sevgili ve kadim okurum
Bilgin Eryüksel’in yolu da o gün, o mahallenin o kahvesine düşmüştü.
Arkadaşlarıyla birlikte ‘espresso’larını yudumluyordı. İçeri bir
müşteri girdi. Tezgâha yaklaşıp, damalı beziyle;bardakları kurulayan
barmene: ‘Un caffe, un sospeso…’ dedi. İki kahve parası verdi, tek
kahve içti ve çıkıp gitti. Barmen, tezgâhın üzerindeki cengele, küçük
bir kâğıt parçası astı. Az sonra, iki müşteri girdi içeri. Onlar da:
“Due caffe, un sospeso! ” dediler, üç kahve parası verdiler, iki kahve
içip çıktılar. Barmen, ‘askı’ya yine bir küçük kağıt parçası astı.
“Bizimkiler
bir şey anlamamıştı. Birer espresso daha ısmarlayıp, birer sigara daha
yaktılar. Bir süre sonra kahveden içeri, havı dökülmüş ceketi ve yorgun
papuçlarıyla yoksulluğunu gizleyemeyen bir adam girdi. Tezgâha
ilerledi, baktı ve barmene ‘Un sospeso, per favore…’ dedi. Barmen,
bir kahve hazırlayıp koydu önüne yoksul Napolilinin. Adam, dumanı tüten
mis kokulu ‘espresso’sunu içti ve para ödemeden çıkıp gitti. Barmen
ancak o gittikten sonra, askıdaki küçük kâğıt parçalarından birini
koparıp aldı, çöpe attı.
Bilgin Eryüksel ve arkadaşları,
birbirlerine baktılar. Gözleri yaşarmıştı. Kendi halinde bir Napoli
kahvesinde, inanılmaz bir ‘insanlık dersi’ne, İtalyan halkının
toplumsal terbiyesine, bir sosyal dayanışma örneğine tanık
olmuşlardı….”
Haber: Tülay ŞUBATLI - Vatan gazetesi